Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2016 Çarşamba

Nefret Söylemi


Anne Weber
2009


Konuyla ilgili olarak yürürlükte bulunan uluslararası ve bölgesel araçlar
Çok çeşitli kültür, din ve yaşam tarzlarına sahip olmakla ayırt edilen çok kültürlü toplumlarda bazen ifade özgürlüğü hakkının düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı veya ayrımcılığa uğramama hakkı gibi başka haklarla uzlaştırılması gerekmektedir. Bu tür bir uzlaştırma çeşitli sorunların kaynağı olabilir. Bunun nedeni, bu hakların tamamının “demokratik toplum”un temel unsurları olmasıdır. 

Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (bundan böyle Mahkeme olarak anılacaktır), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (bundan böyle Sözleşme veya AİHS) 10’uncu maddesinde garanti altına alınan ifade özgürlüğünün, “böylesi bir toplumun asli temellerinden biri, onun ilerlemesinin ve herkesin gelişmesinin temel koşullardan biri olduğunu” ileri sürmüştür. (1)

Fakat ifade özgürlüğünün kapsamı ne kadar geniş olursa olsun bazı koşullarda bu hakkın kullanımına yönelik kısıtlamalar gerekli olabilir. İfade özgürlüğü hakkı (dış dünyaya açıklama veya forum externum), düşünce özgürlüğü hakkından (iç inanç dünyası veya forum internum) farklı olarak mutlak bir hak değildir. Bu özgürlüğün kullanımı, beraberinde belirli görev ve sorumluluklar da taşımaktadır ve başta diğerlerinin haklarının korunmasıyla ilgili kısıtlamalar dâhil olmak üzere AİHS’nin 10(2)’inci maddesinde belirtilen bazı kısıtlamalara tabidir. 

Avrupa Mahkemesi daima, “ırka dayalı ayrımcılığın tüm biçimleriyle ve tezahürleriyle mücadele etmenin yaşamsal önemde olduğunun özellikle bilincinde olduğunu” ifade etmiştir. (2)  Bu nedenle çeşitli mahkeme kararlarında, “hoşgörünün ve bütün insanların eşit  saygınlığa sahip olduğu görüşüne saygı gösterilmesinin demokratik, çoğulcu bir toplumun temellerini teşkil ettiğini” vurgulamıştır. Dolayısıyla, uygulanan her türlü “usul”, “şart”, “kısıtlama” veya “ceza”nın ulaşılmaya çalışılan meşru amaçla orantılı olması kaydıyla belirli demokratik toplumlarda hoşgörüsüzlüğe (dinsel hoşgörüsüzlük dâhil) dayalı nefreti yayan, körükleyen, teşvik eden veya meşrulaştıran tüm ifade biçimlerinin yaptırıma tabi tutulmasının veya hatta engellenmesinin gerektiği ilkesel olarak düşünülebilir.(3) 

Resmi makamların yüzleşmek zorunda kaldıkları güçlük, tehlike altındaki çatışmalı hak ve çıkarlar arasındaki doğru dengeyi yakalamaktır. 

Çatışan haklar ve çıkarlar 
Sözleşme tarafından eşit şekilde korunan pek çok hak bu anlamda birbirleriyle rekabet edebilir. İfade özgürlüğü hakkı bu yüzden düşünce, vicdan ya da din özgürlüğü hakkı tarafından sınırlanabilir. Dini inançlara yönelik saldırılar konusuyla karşı karşıya gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sorunun, “bir yanda başvuru sahibinin dini düşünceleriyle ilgili fikirlerini topluma açıklama hakkı ve diğer yanda diğerlerinin kendi düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarına saygı duyulması hakkı olmak üzere iki temel özgürlüğün kullanımından kaynaklanan çıkar çatışmasında dengenin sağlanması” olduğunu vurgulamıştır. (4)  Bazı durumlarda ifade özgürlüğü, mahremiyete saygı hakkına yönelik bir tehdit halini de alabilir. Son olarak, ifade özgürlüğünün nefreti kışkırtmak için kullanıldığı ve “nefret söylemi”nin özelliklerini gösterdiği durumlarda ifade özgürlüğü ile her türlü ayrımcılığın yasaklanması arasında da çatışma riski olabilir.

Sık kullanımına karşın “nefret söylemi”nin evrensel olarak kabul gören bir tanımı bulunmamaktadır. Pek çok Devlet, “nefret söylemi”ne denk düşen ifadeleri yasaklayan yasalar kabul etmiş olsa da yasaklananın ne olduğu belirlenirken tanımlar ufak farklılıklar göstermektedir. Yalnız, Avrupa Konseyi’nin Bakanlar Komitesi tarafından yayınlanan “nefret söylemi” konulu 97(20) sayılı Tavsiye Kararı’nda bu kavram şu şekilde tanımlanmıştır: 

 “Nefret söylemi” kavramı, ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, Yahudi düşmanlığını veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan ulusalcılık ve etnik merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde ifadesini bulan, dinsel hoşgörüsüzlük dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır. Bu anlamda “nefret söylemi” muhakkak belirli bir kişiye veya gruba yönlendirilmiş yorumları kapsamaktadır. 

Mahkeme tarafından kesin bir tanımı yapılmamış olsa da bu kavrama Avrupa içtihat hukukunda da rastlanmaktadır. Mahkeme, kararlarının bazılarında yalnızca “(dinsel hoşgörüsüzlük dâhil olmak üzere) hoşgörüsüzlüğe dayalı nefreti yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimine” atıfta bulunur. (5)  Mahkeme, kendini ulusal mahkemelerin kullandığı sınıflandırmaların bağlayıcılığı altında hissetmediği ölçüde bu kavramın “özerk” bir kavram olduğunun belirtilmesi önemlidir. Sonuç olarak Mahkeme bazen ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen sınıfl andırmaları reddetmekte (6)  ya da tam tersine, ulusal mahkemelerin “nefret söylemi” olarak kabul etmediği bazı beyanları bile “nefret söylemi” olarak sınıflandırmaktadır.(7) 

“Nefret söylemi” kavramı çok sayıda durumu kapsamaktadır: 
   - Birincisi, ırkçı nefretin veya başka bir deyişle kişilere veya gruplara yönelik nefretin belirli bir ırka ait olmaları nedeniyle kışkırtılması; 

   - İkincisi, dinsel nedenlerle nefretin kışkırtılması; inananlar ile inanmayanlar arasındaki ayrıma dayalı nefretin kışkırtılması da aynı kefeye konulabilir;

   - Son olarak, Avrupa Konseyi’nin Bakanlar Komitesi’nin “nefret söylemi” üzerine Tavsiye Kararı’nda kullanılan ifadeleri kullanacak olursak, “saldırgan milliyetçilik ve etnik merkezcilik şeklinde ifadesini bulan” hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret türlerinin kışkırtılması. 

Mahkeme henüz bu konuyu ele almamış olsa da, homofobik söylem (8)de “nefret söylemi” olarak değerlendirebileceğimiz bir kategori içinde yer almaktadır. 

Bazı beyanların “nefret söylemi” olarak sınıflandırılmasının pek çok sonucu olmaktadır. Bu nedenle Mahkemeye göre, “belirli birey veya grupların onurunu kırabilecek, “nefret söylemi” teşkil eden somut ifadelerin Sözleşmenin 10’uncu maddesi tarafından koruma altına alınmadığı konusunda hiçbir kuşku olamaz”.(9)  Diğer yandan, yakın zamanda verilen mahkeme kararlarına göre bazı ifadelerin “nefret söylemi” teşkil etmemesi olgusu, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü hakkına yönelik ihlallerin meşrulaştırılıp meşrulaştırılmadığının belirlenmesinde dikkate alınması gereken temel unsurlardan biridir. (10) Bu nedenle, “nefret söylemi” kavramı, AİHS’nin 10’uncu maddesinin dışında bırakılan ve ifade özgürlüğü kapsamına girmeyen veya 10’uncu maddenin ikinci paragrafı çerçevesinde meşru bulunmayan ifadeler ile “nefret söylemi” teşkil ettiği düşünülmeyen ve dolayısıyla da demokratik bir toplumda hoş görülebilecek ifadeler arasındaki ayrım çizgisinin belirlenmesine olanak sağlamaktadır. 

“Nefret söylemi” böylelikle Mahkeme tarafından dikkate alınan bir unsur olduğu ölçüde, bir ifadenin ne zaman “nefret söylemi” olarak sınıflandırılabileceği sorusu ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, kesin bir tanımın bulunmadığı verili koşullarda “nefret söylemi” nasıl tespit edilebilir? 

Tespit kriterleri 
“Nefret söylemi” olarak sınıflandırılabilecek beyanların tespit edilmesi, bu tür konuşmaların ille de “nefret” ifadeleri veya duygusu aracılığıyla dışa vurulmaması nedeniyle daha da zor görünmektedir. “Nefret söylemi”, ilk bakışta mantıklı veya normal görünebilecek ifadelerde saklı olabilmektedir. Bununla birlikte, onur kırıcı nitelikte olsalar bile ifade özgürlüğü hakkının tümüyle koruması altında bulunan ifadelerin böylesi bir korumadan faydalanmayan ifadelerden ayırt edilmesini sağlayacak belirli parametrelerin konuyla ilgili olarak yürürlükte bulunan metinlerden ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin veya diğer kurumların içtihat hukukunda bulunan ilkelerden damıtılması mümkün olmaktadır.

-------
1 Handyside v. İngiltere davası, 7 Aralık 1976 tarihli mahkeme kararı, Seri A, No. 24, paragraf 49.

2 Jersild v. Danimarka [GC], 23 Eylül 1994 tarihli mahkeme kararı, Seri A, No. 298, paragraf 30. Mahkeme, bu ifadenin altını çizmek için Seurot v. Fransa davasındaki (18 Mayıs 2004 tarihli, 57383/00 sayılı) kararında ECRI’nin kuruluş tüzüğüne, daha açık bir ifadeyle, “ırkçılık, yabancı düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı ve hoşgörüsüzlükle mücadele için Avrupa düzeyinde kararlı ve sürdürülebilir faaliyetler yürütülmesi ihtiyacına kani olan Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu’nun (ECRI) kuruluş tüzüğü hakkındae07).el kurulunda kabul kartmaktadır. e dinsel inançları nedeniyle saygı görme hakkını potansiyel ol ECRI’nin faaliyetlerini güçlendirmeyi amaçlayan Res(2002)8 sayılı karar metnine” atıfta bulunur. 

3 Gündüz v. Türkiye, No. 35071/97, para. 40, CEDH 2003-XI ve Erbakan v. Türkiye, No 59405/00, para. 56, 6 Temmuz 2006. 

4 Aydın Tatlav v. Türkiye, No. 50692/99, para. 26, 2 Mayıs 2006. 

5 Gündüz v. Türkiye, agy, para. 40; Erbakan v. Türkiye, agy, para. 56. 

6 Bkz., örneğin, Gündüz v. Türkiye: Mahkeme, başvuru sahibinin beyanlarını nefret söylemi olarak sınıflandıran ulusal mahkemelerden farklı olarak, söz konusu beyanların o şekilde yorumlanamayacağı görüşündedir (agy, para. 43). 

7 Bu yönde bir örnek için, bkz. Sürek v. Türkiye [GC], No. 26682/95, AİHM 1999-IV: Mahkeme, ulusal mahkemenin nefrete kışkırtmaktan mahkûm etmenin yasal zemininin bulunmadığı sonucuna varmış olması nedeniyle başvuru sahibi nefrete kışkırtma suçundan değil, ayrılıkçı propaganda yapmak suçundan mahkûm etmiş olmasına rağmen bu davada nefret söyleminin kullanıldığı sonucuna varmıştır. 

8 Bu noktada bakınız, “Homophobia and Discrimination on Grounds of Sexual Orientation in the EU Member States, Part I – Legal Analysis” (European Union Agency for Fundamental Rights) (“AB Üye Devletlerinde Homofobi ve Cinsel Yönelime Dayalı Ayrımcılık, Bölüm I – Hukuksal İnceleme” (Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı)), Haziran 2008 adlı rapor ve Bakanlar Komitesi’nin 118. oturumunda Kabul edilen Kültürler Arası Diyalog üzerine Beyaz Rapor, 7 Mayıs 2008, para. 133. 

9 Gündüz v. Türkiye, agy, para. 41. 

10 Ergin v. Türkiye (No. 6), No. 47533/99, para. 34, 4 Mayıs 2006.
----

Yazının tamamı için linke bkz.
Kaynak: http://panel.stgm.org.tr/vera/app/var/files/n/e/nefret-soylemi.pdf  (10,02,2016)

Nefret Söylemi El Kitabı, Anne Weber, © Avrupa Konseyi, Eylül 2009




25 Kasım 2015 Çarşamba

Evrensel Düzenlemeler


Dilara Kahyaoğlu 1998


İNSAN HAKLARI İÇİN EVRENSEL DÜZENLEMELER

A--Milletler Cemiyeti;  I. Dünya Savaşı  sonrası  evrensel düzenlemeler hız kazandı.  1919 da Milletler Cemiyeti’nde bazı haklar kabul edildi. Bunlar  ilk planda;
- Savaş kurbanlarının korunması
-Uluslararası düşmanlığın giderilmesi
-Sömürülen halkların durumu
-Kadın ve çocukların korunması
-Çalışma koşullarının düzeltilmesi

B--Birleşmiş Milletler; Savaştan sonra  “Birleşmiş Milletler”in kurulması ile  evrensel kapsam daha da genişledi. Birleşmiş Milletler, kabul ettiği  haklar metinleri ile bu alandaki çalışmalara katkıda bulundu. Genel Kurul'un 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ettiği

1-İnsan Hakları Evrensel Bildirisi bunların ilkidir. Bu metin bağlayıcı bir metin değildir ama çok derin ve psikolojik etkiler uyandırmıştır. Metinde;
-Yasa önünde eşitlik
-Keyfi yaklaşımlara karşı koruma
-Adil Yargılama
-Ceza yasalarının geriye doğru  yürümemesi
-Mülkiyet hakkı
-Düşünce Özgürlüğü
-Vicdan ve din özgürlüğü
-Toplantı yapma ve dernek kurma özgürlüğü
-Çalışma yaşamının düzenlenmesi
-Eğitim hakkı
-Dinlenme hakkı
-Sendikal örgütlenme hakkı
-Eşit işe eşit ücret gibi haklar yer alıyordu.

2-Medeni ve Siyasi Haklar;  Evrensel bildiride yer alan klasik haklar daha da  genişletilerek Medeni ve Siyasi haklar adıyla  1966 yılında  imzaya açıldı, uluslararası antlaşma  23 mart 1976 Mayısında yürürlüğe girdi.

Genişletilen haklar;
-Ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkı
-Etnik, dinsel, dilsel, azınlıkların kendi kültürlerini geliştirebilecekleri, dinlerinin gereğini yerine getirebilecekleri, dillerini kullanabilecekleri    haklardı.           
-Bu antlaşma ile ayrıca, 18 kişilik “insan hakları komitesi” kuruldu. (Bu komite  imzacı devletlerin sunduğu raporları, devletlerden ve kişilerden gelecek şikayetleri inceleyecekti -Yalnız ilgili devletin buna rıza göstermesi koşulu ile-

3-Sosyal ve kültürel haklar;  Genel Kurul yine 1966 tarihinde kabul ettiği "Ek" ile “Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Antlaşması”nı da  imzaya açtı. Bu da 1976’da yürürlüğe girdi. Buradaki maddelerde bağlayıcı değildi. Devletler sadece burada sözü edilen standartlara ulaşmaya söz veriyorlardı.

Burada yer alan haklar;
-Çalışma hakkı
-İş koşullarının düzeltilmesi
-Sosyal güvenlik hakkı ve ailenin korunması
-Yaşam düzeyinin yükseltilmesi
-Sağlık ve eğitim hakkı

Yalnız bu antlaşmada derhal bağlayıcı sonuç doğuran iki temel kategori vardı. Bunlar da ;
-Sendikal örgütlenme hakkı ile ırk, renk, dil  ya da siyasal inanışlara dayanarak ayırım güdülmemesi idi.

4-BM  ve ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü‘nün)  uygulamaya soktuğu öbür sözleşmeler şunlardır.
-Soykırımın önlenmesi, uygulayanların  cezalandırılması
-Savaş zamanı sivil ve askeri personelin  insanca muamele görmesi
-Mültecilerin statüsü ve vatansız kişilerin korunması
-Köleliğin, zorla çalıştırmanın, çalışma koşularındaki ayrımcılığın kaldırılması
-Irk  ayrımcılığının önlenmesi ve uygulayanlara ceza verilmesi.
-Kadının siyasal haklarının geliştirilmesi
-Göçmen işçilerin durumu

BM gibi uluslararası bir kuruluşun ulusal  bir devletle ve devletin yargı organları ile insan hakları konusunda  açık bir çelişkiye girmesi ve ulus üstü bir denetim ve yaptırım uygulaması beklenemezdi. Gene de zaman  içinde BM etkin bir rol oynayabileceği ortaya çıkmıştır. Örneğin 1977 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti ‘ne  silah ambargosu uygulanması yolundaki kararı  BM’in bazı etkili yaptırımlarda bulunabileceğini gösterdi.

5-Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu;
Bugün BM içinde  İnsan Hakları konusunun  sorumluluğunu yüklenen asıl organ ekonomik  ve sosyal konseye bağlı olarak çalışan İnsan Hakları  Komisyonudur. Bu komisyon ülkelere temsilci ve araştırmacılarını yollar, İnsan Hakları ile ilgili durumu inceler, vardığı sonuçları öneriler halinde kamuoyuna açıklar. BM’nin Çalışma Örgütü ILO da başta sendika ve grev hakkı olmak üzere çalışma koşullarının  düzeltilmesine yönelik pek çok konuda uluslararası belgeye  damgasını vurmuştur.

Helsinki Nihai Senedi; İnsan haklarının evrensel düzeyde korunması konusuna ilişkin çalışmalardan biri de Avrupa Güvenliği ve işbirliği konferansında ortaya çıkan Nihai Senettir (1.8.1975) Bu senette 33 Avrupa  Devleti, ABD ve Kanada’nın imzaları vardır.
Nihai Senedin   asıl  işlevi  bloklar arası yumuşama ve karşılıklı anlayışı geliştirmekti.
Devletlerarası sistem farklarını  gözetmeksizin insanların haber ve düşüncelerinin serbestçe dolaşımına ağırlık verildi. Senet giderek manevi bir ağırlık kazandı.

BÖLGESEL DÜZENLEMELER

AVRUPA
Avrupa konseyinin düzenlemeleri en önde gelenler arasında sayılır.
a-Avrupa Konseyi, 21 Batı Avrupa Devleti'nin temsilcilerinden oluşan ve Avrupa Birliğini geliştirmeyi, insan haklarını korumayı, sosyal ve ekonomik kalkınmaya yardımcı olmayı amaçlayan bir örgüttür. Konsey içinde çeşitli özel kurullar ve uzmanlık komiteleri oluşturulmuştur.

Başlıcaları;
-Avrupa Suç Sorunları Komitesi
-Avrupa İnsan Hakları Komisyonu
-Avrupa İnsan Hakları Divanı
-Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı
-Kültürel İşbirliği Konseyi
-Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi

b-Avrupa İnsan Hakları Komisyonu  ve Avrupa İnsan Hakları Divanı;
4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin güvencesi olmak üzere kurulmuştur. Bağımsız olarak çalışırlar.
Konseye başvurur iki yolla yapılır.
a-Hakkı çiğnenen devletin başvurusu
b-Hakkı çiğnenen bireyin başvurusu (İlgili devletin kabul etmesi durumunda kullanılır.)
Başvuruların ardından önce dostça çözüm yolları aranır. Devletler insan Hakları Divanı’nın   yargı yetkisini kabul etmezse konu divana gönderilir. Komisyon görüşünü ortaya koyar ve ilgili devletin gerekli düzeltmeleri yapması için süre tanır. Gerekenler yapılmadığı takdirde İnsan Hakları Komisyonu’nun  suçlayıcı raporu resmen yayınlanır. Bu işlemin siyasi ve psikolojik açıdan önemli sonuçları vardır. Bugün Avrupa’da  bazı devletler  İnsan hakları sözleşmesini kendi iç düzenlerinin bir parçası olarak kabul etmektedirler (Örneğin Avusturya, Hollanda).        

c-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Avrupa Konseyi Devletler arasında 4 Kasım 1950’de  Roma’da imzalanan sözleşmedir. Bu sözleşme daha sonra 6 ek protokol   ile 1953 de yürürlüğe sokulmuştur. Bunu 1961 tarihli Avrupa Sosyal şartı izledi (Avrupa sosyal haklar sözleşmesi).

d-Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi; 14 Aralık 1972 de Paris’te imzalandı, 1977 de yürürlüğe girdi. Sözleşme "Hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, işsizlik durumlarında yapılan yardımlar ile aile yardımları, ölüm ödeneklerine ait mevzuat konusunda uygulanır.

AMERİKA
Amerikan İnsan Hakları sözleşmesi 12 temmuz 1978 de yürürlüğe girdi. Öz olarak Avrupa sözleşmesine benzer.

AFRİKA
1961 de Afrika halklar ve İnsan Hakları Sözleşmesi hazırlanıp imzaya açılmıştır.
                                                            
..........................................................................................................................................
Mevzuat: Bir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb. tümü.
Nihai:      İşi sona erdiren, sonuncu.
                                                                

ÖZEL ÖRGÜTLER
Bir çok gönüllü ve bağımsız özel örgütler vardır.
Belli başlıları;

-Uluslararası AF Örgütü  (Londra);  Kamuoyunu insan hakları konusunda bilgilendirmeyi amaçlayan uluslararası örgüttür. Özellikle "İfade ve vicdan özgürlüğünün kısıtlanması" ile "İşkence görülmesine karşı duyarlıdır". Siyasal tutukluların serbest bırakılması ve gerektiğinde ailelerine yardım sağlanması için etkin çaba gösterir. Kırkı aşkın ülkede örgütlenmiştir, yaklaşık 100 ülkede 200 binden fazla üyesi vardır.

Diğerleri;
-Uluslararası  Hukuk Komisyonu (Cenevre)
-PEN  (Uluslararası Yazarlar Kuruluşu) amacı; dünya yazarları arasında düşünce alışverişini  ve ifade özgürlüğünü sağlamak, baskı altında kalan ya da cezalandırılan yazarları korumaktır. 
-Uluslararası   Kızılhaç komitesi.

TÜRKİYE’DEKİ GELİŞMELER
Hak ve özgürlüklerin gelişerek yer aldığı metinler,;
1839 Tanzimat fermanı
1856 Islahat Fermanı
1876 Kanuni Esasi
1908  Anayasası
1921 Anayasası (özel olarak hak ve özgürlükler yer almaz, bir taraftan da 1876 kanuni Esasi’nin bu konudaki hükümleri yürürlüktedir).
1924 Anayasası (doğal hukuk anlayışından esinlenerek  bazı temel hak ve özgürlüklere yer verilmiştir ama bu hakları koruyacak yasal düzenlemeler yapılmamıştır.)
1961 Anayasası (temel hak ve özgürlükler çağdaş ölçüde düzenlenmiş, sosyal hukuka geniş yer verilmiştir ayrıca devletin nitelikleri arasına “İnsan haklarına dayalı devlet” ilkesi de yerleştirilmiştir.)

-Türkiye, 4 Kasım 1950’ de kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni  10 Mart 1954 yılında onaylamıştır.
-Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesini 2 Aralık 1976 dan başlamak üzere kabul etmiştir.
-Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na doğrudan şikayette bulunma hakkını
28 Ocak 1987'den geçerli olmak üzere tanımıştır. Başvuru bu tarihten eski olaylar için yapılamaz. Başvurular kişi, grup veya örgüt olarak (sendika, dernek) yapılabilir. Başvurular sözleşmede yer alan haklar için geçerlidir. Şikayetçiler haklarını öncelikle kendi ülkelerinin mahkemelerinde aramak durumundadır. Olumsuz sonuç aldıktan sonra en geç 6 ay içinde başvuru yapılabilir.


1982 Anayasasındaki düzenlemeler.
-1961 anayasasında Cumhuriyetin niteliklerinden biri  "İnsan Haklarına dayalı devlet " şeklinde, ifade edilirken, bu durum değişmiş, "toplum huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı devlet" şeklinde ifade edilmiştir (Madde; 2, Cumhuriyetin nitelikleri).
-1982 Anayasasında Temel Hak ve Özgürlükler, ödev ve sorumluluk kavramları ile birlikte ifade edilmiştir.

-Temel hak ve özgürlükler bakımından  1982 Anayasasının yeniliği sayılabilecek düzenlemeler şunlar olmuştur;
Kıyılardan yararlanma, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ile, Gençliğin, sporcunun, sanatın ve sanatçının, tüketicinin, esnaf ve sanatkarların, yabancı ülkelerde çalışanların korunması gibi ödevler.

Anayasa Mahkemesi daha ilk baştan itibaren Uluslararası hukuka  açık bir tavır sergilemiştir. Başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve BM Evrensel İnsan Hakları Bildirisi olmak üzere, İnsan Haklarına ilişkin  uluslararası bildiri ve sözleşmeleri, Paris Şartını, uluslararası örgütlerin  oluşturduğu kurumların kararlarını, Alman Anayasa  Mahkemesi, Fransız Anayasa Konseyi Kararlarını, bir çoğu destek şeklinde de  olsa ölçü olarak kullanmıştır. Kısacası; Anayasa Mahkemesi, kararlarında Anayasa metni yanında , uluslararası hukuku referans olarak kullanmıştır.

  
ÇOCUK HAKLARI
20 Kasım 1959 da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu  oybirliği ile "Çocuk Hakları Sözleşmesi" ni kabul etmiştir.

Buna göre özetle;
-Her çocuk bu haklardan hiç bir ayırıma uğramadan  yararlanmalıdır.
-Çocuk, sağlıklı ve normal bir biçimde gelişmesi için özel himaye görmelidir.
-Doğduğu andan itibaren isme ve vatandaşlığa hak kazanmalıdır.
-Özürlü çocuklara özel işlem yapılmalıdır.
-Çocuk ailesinin himayesinde büyümeli, aileye yeterli destek sağlanmalıdır.
-İlkokulu zorunlu ve ücretsiz okuyabilmeli, oyun ve dinlenme hakkından yararlanmalıdır.
-Her türlü sömürü ve zulümden, ihmalden korunmalı, ne biçimde olursa olsun satılmamalıdır,  deniyor.

Ülkemizde korunmaya ihtiyacı olan çocukların durumu özel bir yasa ile düzenlenmiştir -"Korunmaya Muhtaç Çocuklar Kanunu (1957)".  Bu yasa, ana babası bulunmayan ya da terk edilmiş çocukların korunup gözetilmesi için; çocukların, bakım yurtlarına  veya yetiştirme yurtlarına alınmasını öngörmektedir.

Türk Ceza Kanunu  çocuklara karşı işlenen suçlara ağır cezalar koymuştur. Yine TCK’da  15 yaşından küçük suç işleyen çocukların ıslahevlerine ya da çocuk hapishanelerine konulması öngörülmüştür.
Çalışan çocukların durumlarını bir ölçüde kurala bağlamak içinde 1977 yılında "Çırak, kalfa ve Ustalık Kanunu" çıkarılmıştır.


 TÜKETİCİ HAKLARI
"Tüketicinin korunması hakkında Kanun" 23.Şubat 1995 yılında kabul edilmiş ve 8 Mart 1995 tarihli  Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Yayınlanışından altı ay sonra yürürlüğe girecektir.

1. Madde de Kanunun amacı şöyle yer almaktadır. "Ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin (zararı ödeme) edici, çevresel  tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri  teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir."

Kanunun çıkarılmasındaki diğer amaç Gümrük Birliği Antlaşması çerçevesinde Avrupa’da geçerli olan Tüketiciyi koruma standartlarına Türkiye’nin de ulaşmasını sağlamaktır.
Kanunun tam anlamıyla uygulanabilmesi için  8. 3. 1996 'a kadar süre tanınmıştır.

Kanun, aşağıda kısaca belirtilen konularda tüketiciye güvenli alışveriş olanağı sağlıyor.
-Ayıplı (bozuk) malın tazmini
-Taksitli satışların düzenlenmesi
-Kampanyalı satışların  düzenlenmesi
-Kapıdan satışların düzenlenmesi
-Tüketici kredisine ilişkin düzenlemeler
-Garanti belgesi ve süresine ilişkin düzenlemeler.

Bunun dışında bazı örgütsel düzenlemeler getiriliyor,
-“Reklam Kurulu” oluşturuluyor (reklam ilkelerini belirlemek ve denetlemek
                                                           için)
-“Tüketici Konseyi" oluşturuluyor. ( Tüketici sorunları ile ilgilenmek yasa önerilerinde bulunmak, aydınlatmak vb.)
-“Hakem Heyeti” oluşturuluyor (satıcı ile tüketici arasındaki uyuşmazlıkları düzeltmek için, ceza verme yetkisi yoktur.)
-“Tüketici Mahkemeleri” (daha kurulmamıştır, ceza verme yetkisi olacaktır)

  
 (Bu çalışmadaki bilgileri güncellemekte yarar vardır)


  Yazar adı belirtilmeden kullanılamaz, alıntılanamaz.