Dilara Kahyaoğlu 1998...
(Bu bilgi notu, demokrasi konusuna girmek için ön hazırlık niteliğindedir. Bilgi olmadan tartışma, akıl yürütme olmaz.)
devlet ve demokrasi
1-DEVLET
A- DEVLET NEDİR; Çağdaş anlamda devletin tanımını yapacak olursak şöyle diyebiliriz. Belirli bir ülkede
yaşayan insan topluluğunun, egemenlik ve
bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme.
Bir çok kaynakta
“günümüz devlet anlayışının” tanımı en kaba
çerçeveyle böyle sunulmakla
beraber
“DEVLETİN
“ ne olduğu ve /veya ne olması gerektiği
konusu aslında hem günümüzde hem
de çağlar boyunca farklı düşünceler ve tanımlarla ifade edilegelmiş, bu konuda
bir çok farklı görüş ileri sürülmüş ve
önemli tartışmalar yaşanmıştır.
DEVLET; tarihin belirli bir devresinde ortaya çıkmış
sosyal bir kurumdur. Peki bu sosyal
kurumu diğer SOSYAL KURUMLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER nelerdir?
A-ÖRGÜTÜN HACMİ…Bir
toplumda örgütlenmesi daha geniş ve yaygın olan başka bir sosyal kurum yoktur.
B-İŞBÖLÜMÜ…Bir
toplumda böylesine kapsamlı işbölümü hiç bir sosyal kurumda yoktur.
C-YAPTIRMA
GÜCÜ-OTORİTE-BASKI GÜCÜ- ZORLAMA….Devlet öteki sosyal kurumlardan farklı olarak toplumda “silahlı güçlerin tekeli” ne sahip tek sosyal
kurumdur.
B-TOPLUMSAL KURUM OLARAK
“DEVLET” NEDEN ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Bu konuda iki temel
görüş vardır.
A-Toplumun bir düzene
gereksinimi vardır, bireyler
arasında çıkan anlaşmazlığı çözmek için yansız bir hakeme ihtiyaç vardır, işte
bu hakem “devlet” tir.
B-Devletin açıkça
sınıfsal bir niteliği vardır. Toplumu
ekonomik açıdan denetleyen, yönlendiren sınıfın (güçlü olan, hakim olan
sınıfın), bunu gerçekleştirmesi için
adına devlet denilen örgüte, siyasi güce ihtiyacı vardır.
(iktidarı elde tutan
sınıflar ekonomik gelişmelerin cereyan ettiği
alt yapıda hakimiyet sürdürebilmek
için üst yapıya da hakim olmak zorundadırlar veya
aynı zamanda zaten böyle olduğu için ekonomiyi ve toplumsal
hayatı istedikleri gibi yönlendirebilirler...
Örnek Fransız İhtilali
).
Dolayısıyla devlet yönetenlere veya bundan çıkarı olanlar aittir. Onların kendi
düzenlerini kurması ve sürdürmesi için bir araçtır.
(başka fikirler de olabilir, tartışınız)
C- DEVLETİN VAR OLABİLMESİ İÇİN ZORUNLU OLAN ÖGELER
İNSAN TOPLULUĞU; Göçebe olmayan, o topraklar üzerinde yaşayan, üretim yapan ve dolayısıyla
vergi veren insan topluluğu. Bugünkü anlamıyla millet.
Irka dayalı millet
anlayışına sahip olanlar olduğu gibi (bugün bunun en önemli ölçütü - ki herkesin tek tek genetik yapısını
incelemeyeceğine göre – aynı dilin
konuşulmasıdır. Bazen bu bile meseleyi çözmek için yeterli olmaz, örneğin;
Türkçe konuşan toplulukları incelediğimiz zaman önemli farklılıklar olduğunu
görürüz, hatta çoğu zaman anlaşmak
mümkün değildir. Ayrıca Türk denilen kişileri yan yana koyduğunuz zamanda
fiziksel olarak da önemli farklılıklar taşıdıkları hemen fark edilen somut bir belirtidir ).
Millete, çeşitli dillerin, ırkların ve kültürlerin sentezi
olarak bakanlar da vardır. Bugün genel kanı saf ırkın olmasının mümkün
olmadığı, bugün var olan bir çok ulusun
tarihsel süreç içerisinde melezleşerek
bugünlere geldiği doğrultusundadır. Bazen insanları kendilerini millet
olarak görmeleri için bu derece kaynaşıp melezleşmeleri bile gerekli değildir.
Örneğin bugün Amerikalılar çok çeşitli
yerlerden bir araya geldikleri halde kendilerini Amerikan ulusuna ait olarak
görürler. Veya bazen tersi bir durumda
olabilir, örneğin Almanya’da yaşayan, güç bela Türkçe konuşan üçüncü kuşak bir Türk genci kendini Türkiye’de yaşamadığı halde Türk
Milletine ait olarak görebilir. Kısacası insanlar tarihsel süreç içinde bir
araya gelirler bir toprak parçası üzerinde yaşamağa ve üretmeğe başlarlar,
zamanla aralarında oluşan bağ sonucu ( ürettikleri ortak değerler sonucu)
kendilerini nasıl gördükleri önemlidir.
TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ, ÜLKE; Belirli bir yurttan yoksun olan toplum devlet kuramaz.
EGEMENLİK; Egemenlik devletin hukuksal düzenini belirleyen en yüksek otorite ve üstün iradedir. Başka devletlerle ilişkisinde bağımsızlık biçiminde
ortaya çıkar.
D- İLKÇAĞDAN GÜNÜMÜZE DEVLET
İlkçağda diğer
uygarlıklarda da başlangıçta hep kent devletler var , bunlar zamanla birleşip
imparatorluklar veya büyük devletler haline gelmişler. Yunan polisleri ulus devlete daha çok benzemektedir. Oysa
Roma İmparatorluğu’nun evrenselliği,
devlet anlayışının da değişmesine neden oldu. Belli bir hukuksal temele
dayanan Roma Devleti, çağdaş devlet anlayışına daha yakındır.
Ortaçağda uzun süre ihmal edilen devlet düşüncesi (Feodalizm) kilise babalarının katkısı ile yeniden önem
kazandı. Bundan böyle Yunan- Roma kavramları
Hıristiyan düşüncesine uyarlanmış
biçimleriyle varlıklarını
sürdürdüler. Ortaçağ ve Rönesans
devletleri hemen her zaman kendilerinin üzerinde bir dinsel otorite ile birlikte var oldular.
Çağdaş devlet kavramı
16. yüzyılda ortaya çıktı. Niccolo Machiavelli,
Jean Bodin, Thomas
Hobbes ve öteki düşünürler kiliseye
karşı laik devleti savunurken, ulus ve devlet kavramlarının ilk çağdaş
tartışmasını başlattılar. “Sözleşme Kuramı” özellikle John Locke ve Jean Jacques Rousseau ile yeni bir anlam kazandı. Locke’a göre
sözleşme iki tarafı birden bağlıyordu. Yönetenler yönetilenlere karşı sorumlu
olmalıydılar. Rousseau ise iktidarın
kaynağının Tanrı değil genel irade olduğunu söylüyordu.
18. yüzyıl sonlarında
devleti tümden ret eden görüşler ortaya çıktı bu fikrin belli başlı
temsilcileri, Godwin, Proudhon, Kropotkin’dir.
E-SİYASAL İKTİDAR VE DEVLET
Devlet öncesi toplumda da siyasal iktidar vardı. Ne kadar küçük olursa olsun her hangi bir
insan grubunda önderliği üstlenecek bir
otoritenin varlığı kaçınılmazdır. Ama bu
yetke, devlet değildir. Devlet öteki sınıflar üzerinde otorite kuran bir
sınıfın örgütü olarak tanımlanabilir. Oysa devlet öncesi toplumlarda siyasal iktidarın amacı ortak çıkarların korunmasıydı.
(Bu konu tartışılabilir)
Sonuçta genel olarak iktidar; Sosyal ilişkiler çerçevesi içinde bir iradenin O’na karşı gelmesi halinde bile yürütülmesi imkanıdır.
Siyasal yönü ile iktidar; Yönetenlerin
iradelerini yönetilenlere zorla kabul
ettirebilme olgusudur.
Devlet
ise en genel tanımı ile; Belli bir
ülkede , belli bir insan topluluğunu
yönetmek için örgütlenmiş en üstün gücün hukuk planındaki varlığıdır.
F- SİYASET
Siyaset Arapça bir kelimedir. Kökü itibariyle at talimi, at eğitimi, at
bakıcılığı anlamına gelmektedir. Araplara
Mısır’dan geçtiği düşünülüyor. Mısır’da siyaset, devlet yönetimi ile
ilgili olan “şeyler” anlamında kullanılmıştır.
Osmanlılarda hükümdarın ülke
idaresi ve politika zaruretleri ile verdiği
cezaları, özellikle idam cezasını
gösteriyordu. Dilimizde siyaset sözcüğü
yerine bazen politika sözcüğü kullanılmaktadır. Yunanca kökenli
bir kelimedir “polis” ten gelmektedir.
Siyasetin modern açıdan incelenmesi ağırlık noktasını devlete değil iktidar
kavramına vermektedir. Siyasetin bu
açıdan yani iktidar yaklaşımı ile ele alınışı, iktidar olgusunun sadece
devletler içinde değil onun dışında veya
onunla içiçe girmiş başka kurumlarda da
bulunduğunu anlatmaktadır. Siyasetin odak
noktası olarak devleti
seçmek statik unsurlar, organizasyon ve
sistem üzerinde durmak demektir. Bu şekilde tanım ilkel toplulukların siyaset
dışında bırakılması demek olur.
KISACASI SİYASET BİLİMİNİN KONUSU SİYASAL OLAY, OLGU VE
BUNLAR ARASINDAKİ İLİŞKİDİR.
****Siyasal olayı öteki toplumsal olgulardan ayıran ölçüt ise, onun
yalnızca devletten kaynaklanan bir olay değil, fakat siyasal iktidar ile ilgili
olmasıdır.
TARTIŞMA;
Siyaset iyi midir, kötü müdür ?
H- İKTİDARIN MEŞRULUĞU
Hiç bir siyasal iktidarın salt kaba kuvvete dayanarak süresiz bir biçimde başta kaldığı
görülmemiştir.
İktidarın toplumun hiç olmazsa önemli bir bölümüne kendini kabul ettirmesi,
meşru olduğu düşüncesini benimsettirmesi gerekir.
Meşruluk ve yasallık aynı şey değildir. Meşruluk yalnızca yürürlükte olan
hukuk kurallarına uygunluk demek değildir, toplumsal değer yargılarının tümünün
birden oluşturduğu ortak bir inanıştır. Hiç kuşkusuz bir toplumun tüm bireylerinin bu inanışı
paylaşması beklenemez. Fakat yine
de bir toplumu oluşturan bireylerin
sayıca önemli bir bölümü için bu inanış
geçerli olmalıdır. Bu bölümün toplam nüfusun çoğunluğunu oluşturup oluşturmaması da o kadar önemli değildir. Yeter ki toplumun
geri kalan bireyleri ortak bir yargıya sahip olmasınlar. Demek ki
toplumdaki iktidarın meşru olduğu düşüncesi iktidarı ele geçirme ve sürdürme savaşımında önemli bir ideolojik
silahtır.
I- SİYASAL İKTİDAR MÜCADELESİNİ DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI
YOLDAN YÜRÜTENLER
SİYASAL PARTİLER
Günümüzde iktidara gelmenin , meşruluğunu kanıtlamanın yolu siyasal
partiler ve onları seçim ile iktidara gelmesidir.
SİYASAL PARTİLER ; Bir program
etrafında toplanmış, siyasal iktidarı
elde etmek ya da paylaşmak amacını güden,
devamlı bir örgüte sahip kuruluşlar olarak tanımlayabiliriz. İlk parti örneği
olarak İngiliz Parlamentosundan “KADRO PARTİSİ”ni verebiliriz. Bu partiler
etkin ve varlıklı kişilerden oluşan seçmen sayısının değil seçmenlerin
niteliğinin önem taşıdığı gevşek örgütlerdi. Sanayi devrimi sonrası özellikle
sosyalistlerin çabası ile KİTLE PARTİLERİ
doğdu. Çünkü genel oy hakkı kabul edilmişti, kurulacak partilerin
çoğunluğu sağlamak için halka açılması şarttı.
BASKI GRUPLARI (
MESLEKİ- İDEOLOJİK/ KADROCU- KİTLESEL ); siyasal iktidar
için yapılan savaşta ikinci sırada baskı grupları vardır.
Bunlar iktidarı doğrudan ele geçirmeyi
amaçlamazlar, fakat onu etkileyerek
üzerinde baskı yaparak belirli
doğrultuda karar alınmasını ,
düzenlemeler yapılmasını sağlamaya
yönelirler.
KAMUOYU; Belirli bir
toplumda, belirli bir anda üzerinde uyuşmazlık ya da tartışma olan bir konuda
toplumun bir bölümünün ya da toplum içinde etkin bazı grupların sahip olduğu
kanıdır.
Kamuoyunun oluşabilmesi için gerekli olan koşullar;
*Tartışılan bir konu olmalıdır.
*Kamuoyunun oluşmasın sağlayacak kurumlar bulunmalıdır.
*Kitle iletişimi olmalıdır.
Yazar adı belirtilmeden kullanılamaz. Bu konuyu yazarken kullandığım kaynakları daha sonra ekleyeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder