25 Kasım 2015 Çarşamba

Devlet Nedir?



Dilara Kahyaoğlu 1998...

(Bu bilgi notu, demokrasi konusuna girmek için ön hazırlık niteliğindedir. Bilgi olmadan tartışma, akıl yürütme olmaz.)


devlet ve demokrasi

 1-DEVLET

A- DEVLET NEDİR; Çağdaş anlamda devletin tanımını yapacak olursak  şöyle diyebiliriz. Belirli bir ülkede yaşayan  insan topluluğunun, egemenlik ve bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme.

Bir çok kaynakta “günümüz devlet anlayışının”  tanımı   en kaba  çerçeveyle böyle sunulmakla    beraber 
 “DEVLETİN  “ ne olduğu ve /veya ne olması gerektiği  konusu aslında  hem günümüzde hem de çağlar boyunca farklı düşünceler ve tanımlarla ifade edilegelmiş, bu konuda bir çok farklı görüş   ileri sürülmüş ve önemli tartışmalar yaşanmıştır.

DEVLET;  tarihin belirli bir devresinde ortaya çıkmış sosyal bir kurumdur. Peki bu  sosyal kurumu  diğer SOSYAL  KURUMLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER nelerdir?

A-ÖRGÜTÜN HACMİ…Bir toplumda örgütlenmesi daha geniş ve yaygın olan başka bir sosyal kurum yoktur.

B-İŞBÖLÜMÜ…Bir toplumda böylesine kapsamlı işbölümü hiç bir sosyal kurumda yoktur.

C-YAPTIRMA GÜCÜ-OTORİTE-BASKI GÜCÜ- ZORLAMA….Devlet öteki sosyal  kurumlardan farklı olarak toplumda  “silahlı güçlerin tekeli” ne sahip tek sosyal kurumdur.


B-TOPLUMSAL KURUM OLARAK  “DEVLET” NEDEN ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Bu konuda iki temel görüş vardır.

A-Toplumun  bir düzene  gereksinimi  vardır, bireyler arasında çıkan anlaşmazlığı çözmek için yansız bir hakeme ihtiyaç vardır, işte bu hakem “devlet” tir.

B-Devletin açıkça sınıfsal  bir niteliği vardır. Toplumu ekonomik açıdan denetleyen, yönlendiren sınıfın (güçlü olan, hakim olan sınıfın), bunu gerçekleştirmesi için  adına devlet denilen örgüte, siyasi güce ihtiyacı vardır.
(iktidarı elde tutan sınıflar ekonomik gelişmelerin cereyan ettiği  alt yapıda hakimiyet sürdürebilmek  için üst yapıya da hakim olmak zorundadırlar  veya  aynı zamanda  zaten  böyle olduğu için ekonomiyi ve toplumsal hayatı istedikleri gibi yönlendirebilirler...
Örnek Fransız İhtilali ).
Dolayısıyla  devlet yönetenlere veya  bundan çıkarı olanlar aittir. Onların kendi düzenlerini kurması ve sürdürmesi için bir araçtır.

(başka fikirler de olabilir, tartışınız)

 C- DEVLETİN VAR OLABİLMESİ  İÇİN ZORUNLU  OLAN ÖGELER


İNSAN TOPLULUĞU; Göçebe olmayan, o topraklar üzerinde yaşayan, üretim yapan ve dolayısıyla vergi veren insan topluluğu. Bugünkü anlamıyla millet.
Irka dayalı millet anlayışına sahip olanlar olduğu gibi (bugün bunun en önemli ölçütü - ki  herkesin tek tek genetik yapısını incelemeyeceğine göre –  aynı dilin konuşulmasıdır. Bazen bu bile meseleyi çözmek için yeterli olmaz, örneğin; Türkçe konuşan toplulukları incelediğimiz zaman önemli farklılıklar olduğunu görürüz, hatta  çoğu zaman anlaşmak mümkün değildir. Ayrıca Türk denilen kişileri yan yana koyduğunuz zamanda fiziksel olarak da önemli farklılıklar taşıdıkları hemen  fark edilen somut bir belirtidir ).
Millete, çeşitli  dillerin, ırkların ve kültürlerin sentezi olarak bakanlar da vardır. Bugün genel kanı saf ırkın olmasının mümkün olmadığı, bugün var olan bir çok ulusun  tarihsel süreç içerisinde melezleşerek  bugünlere geldiği doğrultusundadır. Bazen insanları kendilerini millet olarak görmeleri için bu derece kaynaşıp melezleşmeleri bile gerekli değildir. Örneğin bugün Amerikalılar  çok çeşitli yerlerden bir araya geldikleri halde kendilerini Amerikan ulusuna ait olarak görürler. Veya bazen tersi bir durumda  olabilir, örneğin Almanya’da yaşayan, güç bela Türkçe konuşan  üçüncü kuşak bir Türk genci  kendini Türkiye’de yaşamadığı halde Türk Milletine ait olarak görebilir. Kısacası insanlar tarihsel süreç içinde bir araya gelirler bir toprak parçası üzerinde yaşamağa ve üretmeğe başlarlar, zamanla aralarında oluşan bağ sonucu ( ürettikleri ortak değerler sonucu) kendilerini nasıl gördükleri önemlidir.

TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ, ÜLKE; Belirli bir yurttan yoksun olan  toplum devlet kuramaz.

EGEMENLİK; Egemenlik devletin hukuksal düzenini belirleyen en yüksek otorite  ve üstün iradedir. Başka  devletlerle ilişkisinde bağımsızlık biçiminde ortaya çıkar.


D- İLKÇAĞDAN GÜNÜMÜZE DEVLET
İlkçağda diğer uygarlıklarda da başlangıçta hep kent devletler var , bunlar zamanla birleşip imparatorluklar veya büyük devletler haline gelmişler. Yunan polisleri  ulus devlete daha çok benzemektedir. Oysa Roma İmparatorluğu’nun evrenselliği,  devlet anlayışının da değişmesine neden oldu. Belli bir hukuksal temele dayanan Roma Devleti, çağdaş devlet anlayışına daha yakındır.
Ortaçağda  uzun süre ihmal edilen devlet  düşüncesi (Feodalizm)  kilise babalarının katkısı ile yeniden önem kazandı. Bundan böyle Yunan- Roma kavramları  Hıristiyan düşüncesine uyarlanmış  biçimleriyle varlıklarını  sürdürdüler. Ortaçağ ve Rönesans  devletleri hemen her zaman kendilerinin üzerinde bir dinsel otorite  ile birlikte var oldular.

Çağdaş devlet kavramı  16. yüzyılda  ortaya çıktı. Niccolo Machiavelli,
Jean Bodin, Thomas Hobbes ve öteki düşünürler  kiliseye karşı laik devleti savunurken, ulus ve devlet kavramlarının ilk çağdaş tartışmasını başlattılar. “Sözleşme Kuramı” özellikle  John Locke ve Jean Jacques Rousseau  ile yeni bir anlam kazandı. Locke’a göre sözleşme iki tarafı birden bağlıyordu. Yönetenler yönetilenlere karşı sorumlu olmalıydılar. Rousseau ise  iktidarın kaynağının Tanrı değil genel irade olduğunu söylüyordu.
18. yüzyıl sonlarında devleti tümden ret eden görüşler ortaya çıktı bu fikrin belli başlı temsilcileri, Godwin, Proudhon, Kropotkin’dir.

 E-SİYASAL İKTİDAR VE DEVLET
Devlet öncesi  toplumda da  siyasal iktidar vardı.  Ne kadar küçük olursa olsun her hangi bir insan grubunda  önderliği üstlenecek bir otoritenin varlığı  kaçınılmazdır. Ama bu yetke, devlet değildir. Devlet öteki sınıflar üzerinde otorite kuran bir sınıfın örgütü olarak tanımlanabilir. Oysa devlet öncesi toplumlarda  siyasal iktidarın  amacı ortak çıkarların korunmasıydı. 
(Bu konu tartışılabilir)

Sonuçta genel olarak iktidar;  Sosyal ilişkiler çerçevesi içinde  bir iradenin O’na karşı gelmesi halinde  bile yürütülmesi imkanıdır. 
Siyasal yönü ile iktidar; Yönetenlerin iradelerini  yönetilenlere zorla kabul ettirebilme olgusudur.
Devlet ise en genel tanımı ile; Belli bir ülkede , belli  bir insan topluluğunu yönetmek için örgütlenmiş en üstün gücün hukuk planındaki varlığıdır.

F- SİYASET
Siyaset Arapça bir kelimedir. Kökü itibariyle at talimi, at eğitimi, at bakıcılığı anlamına gelmektedir. Araplara  Mısır’dan geçtiği düşünülüyor. Mısır’da siyaset, devlet yönetimi ile ilgili olan “şeyler” anlamında kullanılmıştır.  Osmanlılarda  hükümdarın ülke idaresi ve politika zaruretleri ile verdiği  cezaları, özellikle  idam cezasını gösteriyordu.  Dilimizde siyaset sözcüğü yerine bazen  politika   sözcüğü kullanılmaktadır. Yunanca kökenli bir kelimedir  “polis” ten gelmektedir.

Siyasetin modern açıdan incelenmesi ağırlık noktasını devlete değil iktidar kavramına vermektedir. Siyasetin  bu açıdan yani iktidar yaklaşımı ile ele alınışı, iktidar olgusunun sadece devletler içinde değil onun  dışında veya onunla içiçe girmiş  başka kurumlarda da bulunduğunu anlatmaktadır. Siyasetin odak  noktası olarak  devleti seçmek  statik unsurlar, organizasyon ve sistem üzerinde durmak demektir. Bu şekilde tanım ilkel toplulukların siyaset dışında bırakılması demek olur.

KISACASI SİYASET BİLİMİNİN KONUSU SİYASAL OLAY, OLGU VE BUNLAR ARASINDAKİ İLİŞKİDİR.

****Siyasal olayı  öteki  toplumsal olgulardan ayıran ölçüt ise, onun yalnızca devletten kaynaklanan bir olay değil, fakat siyasal iktidar ile ilgili olmasıdır.


TARTIŞMA; Siyaset iyi midir, kötü müdür ?


H- İKTİDARIN MEŞRULUĞU

 Hiç bir siyasal iktidarın salt kaba kuvvete dayanarak  süresiz bir biçimde başta kaldığı görülmemiştir.
İktidarın toplumun hiç olmazsa önemli bir bölümüne kendini kabul ettirmesi, meşru olduğu düşüncesini benimsettirmesi gerekir.
Meşruluk ve yasallık aynı şey değildir. Meşruluk yalnızca yürürlükte olan hukuk kurallarına uygunluk demek değildir, toplumsal değer yargılarının tümünün birden oluşturduğu ortak bir inanıştır. Hiç kuşkusuz  bir toplumun tüm bireylerinin bu inanışı paylaşması  beklenemez. Fakat yine de  bir toplumu oluşturan bireylerin sayıca önemli bir bölümü için bu inanış  geçerli olmalıdır. Bu bölümün toplam nüfusun  çoğunluğunu oluşturup oluşturmaması da  o kadar önemli değildir. Yeter ki toplumun geri kalan bireyleri ortak bir yargıya sahip olmasınlar.  Demek ki  toplumdaki iktidarın meşru olduğu düşüncesi iktidarı ele geçirme  ve sürdürme savaşımında önemli bir ideolojik silahtır.

 I- SİYASAL İKTİDAR MÜCADELESİNİ DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI YOLDAN  YÜRÜTENLER

 SİYASAL PARTİLER
Günümüzde iktidara gelmenin , meşruluğunu kanıtlamanın yolu siyasal partiler ve onları seçim ile iktidara gelmesidir.
SİYASAL PARTİLER ; Bir program etrafında toplanmış, siyasal  iktidarı elde etmek  ya da paylaşmak amacını güden, devamlı bir örgüte sahip kuruluşlar olarak tanımlayabiliriz. İlk parti örneği olarak İngiliz Parlamentosundan “KADRO PARTİSİ”ni verebiliriz. Bu partiler etkin ve varlıklı kişilerden oluşan seçmen sayısının değil seçmenlerin niteliğinin önem taşıdığı gevşek örgütlerdi. Sanayi devrimi sonrası özellikle sosyalistlerin çabası ile KİTLE PARTİLERİ  doğdu. Çünkü genel oy hakkı kabul edilmişti, kurulacak partilerin çoğunluğu sağlamak için halka açılması şarttı.

BASKI GRUPLARI  (  MESLEKİ- İDEOLOJİK/ KADROCU- KİTLESEL ); siyasal iktidar için  yapılan savaşta  ikinci sırada baskı grupları vardır. Bunlar  iktidarı doğrudan ele geçirmeyi amaçlamazlar, fakat onu etkileyerek  üzerinde baskı yaparak  belirli doğrultuda karar alınmasını  , düzenlemeler yapılmasını  sağlamaya yönelirler.

KAMUOYU; Belirli bir toplumda, belirli bir anda üzerinde uyuşmazlık ya da tartışma olan bir konuda toplumun bir bölümünün ya da toplum içinde etkin bazı grupların sahip olduğu kanıdır.

Kamuoyunun oluşabilmesi için gerekli olan koşullar;
*Tartışılan bir konu olmalıdır.
*Kamuoyunun oluşmasın sağlayacak kurumlar bulunmalıdır.
*Kitle iletişimi olmalıdır.

Yazar adı belirtilmeden kullanılamaz. Bu konuyu yazarken kullandığım kaynakları daha sonra ekleyeceğim. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder