Dilara Kahyaoğlu
2000-2011
1860’larda
resmen siyasi birliğini kuran İtalya bir taraftan toplumun birliğini sağlamaya,
İtalyan ulusunu yaratmaya çalışırken bir taraftan da uluslararası planda Avrupa
devletleri ile ekonomik ve siyasi açıdan rekabet etmek durumundaydı.
Sanayileşmede geç kalmıştı, önemli siyasi ve ekonomik sorunları vardı, özellikle
yoksul “Güney İtalya” ile zengin “Kuzey İtalya” arasındaki fark çok çarpıcıydı
ve sorunların çözümü önündeki engellerden biri de buydu.
Böyle karışık bir ortamda
ilk gelişen siyasi akım anarşizm
olmuştur. Özellikle İtalyan anarşistler, göçmen özellikleri ile diğer
anarşistlerden farklıydılar, Avrupa’nın birçok yerinde eylem yapıyorlardı. 19. yüzyılın
sonunda Avrupa; İtalyan anarşistlerin öldürme eylemleri ile çalkalanıyordu.
Fransa Cumhurbaşkanı Sadi Carnot (1894), İspanya Başbakanı Antonio Canovas
(1897), Avusturya imparatoriçesi
Elizabeth (1898), İtalya Kralı Umberto
(1900) da öldürülenler arasındaydı.
......
Bilgi Penceresi
Anarşizm, (Antik Yunanca'da an "-sız, olumsuzluk eki" ve archos "yönetici" sözcüklerinden türetilmiştir, yöneticisiz anlamına gelir) toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir.
Bu hareketler genellikle, merkezi politik yapılar, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal ilişkilere dayanan gönüllü etkileşim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Bu felsefeler, anarşi terimiyle özgür bireylerin gönüllü etkileşimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve toplulukların alınan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olması düşüncesini ifade eder.
***
İtalya’da sanayi ve
özellikle otomobil sanayinin hızla büyüdüğü bu ortamda bir taraftan işçi sınıfı
gelişirken ve örgütlenirken diğer taraftan da İtalyan Devleti’nin sömürgecilik
eğilimleri de gelişiyordu. Bu durumun bir sonucu olarak, Afrika’da sömürgecilik
hareketlerine başladılar. Sömürgeciliği hem İtalya’nın gerçek siyasi birliğini
kurmak için yeni bir yol hem de ekonomik olarak güçlenmek, içerideki sorunların
üstesinden gelmek için çare olarak görüyorlardı.
İtalyan işçi sınıfı
üzerinde, sendikalardan daha çok “CAMERA” denilen işçi odaları daha etkiliydi. Bunlar
her zaman için sendikalardan daha önemli olmuşlardır. Bu yüzden İtalya’daki
siyasi güçlerin hedefi buraları ele geçirmek ya da etkisiz hale getirmek
olmuştur.
Böyle bir ortamda
sosyalistler de örgütlenmişlerdi. 1895’de “İşçi Partisi” meclise 12
milletvekili sokmuştu. 1900 yılında kralın anarşist Bresci tarafından öldürülmesi
kamuoyunda başlayan sola yönelişe darbe indirdi ise de yine de 1900
seçimlerinde sosyalistler 33 milletvekili ile meclise girerek kitle partisi
olduklarını gösterdiler. 1904 yılında Sardinya işçilerinin katledilmesi üzerine
İtalya tarihinin ilk genel grevi patlak verdi. İşçiler hızla örgütlenip ve İtalyan
tarihinde önemli bir rol oynarlarken, sol içinde de önemli mücadeleler
sürüyordu.
Bu ortamda çıkan Libya
savaşı (1911- Trablusgarp Savaşı) işçi ve köylülerin savaşa karşı
ayaklanmasına yol açtı.
İtalya, hala özünde köylü
toplumuydu özelikle 1908’den itibaren büyük bir ekonomik bunalım
başlamıştı. Okuma yazma bilmeyenlerin
oranı kuzeyde örneğin: Piyomente’de % 11 iken bu rakam Güney İtalya’da % 90’a
kadar varıyordu. Yurt dışına göç, özellikle güneyden devam ediyordu ve 1913’de
873 bin kişi yurt dışına gitmişti.
Libya Savaşına karşı çıkan sosyalistler arasında
sendikalist gazetelere yazı veren Forlili İlkokulu öğretmeni Benito Mussolini de vardı. Bu olaylar
Türk basınında saygıdeğer birer girişim olarak nitelendi, “İkdam”, “Tanin” gibi
gazetelerde, sosyalistlere teşekkür
yazıları yazıldı. Sosyalist parti içinde hızla yükselen Mussolini, “Avanti” (İleri)
gazetesinin yöneticiliğine getirildi.
Sol gelenekli bir ailenin
oğlu olan Benito Mussolini 1883’de doğmuştu. Libya savaşına karşı giriştiği
eylemeler O’nu sosyalist partinin şahinler kanadının lideri yapmıştı. Bu arada
Emperyalist amaçla hareket eden ve gizli antlaşmalar imzalayan İtalya, savaşa
Fransa ve İngiltere’nin yanında katılınca sol çevrelerde tartışma başladı ve
aralarındaki bağlar kopma sürecine girdi.

Savaş, İtalya’da çelişkileri
büyük ölçüde arttırdı. 21 ağustos 1917’e savaşa karşı ayaklanan Torino halkından
50’si öldürüldü, 800 anarşist ve sosyalist tutuklandı, 200 kişi zorla cepheye
gönderildi.
24 Ekim- 4 Kasım arasında
ise İtalya, savaştaki en büyük yenilgisini aldı.
Savaşı izleyen yıllarda
bütün Avrupa; iktisadi, politik ve diplomatik buhranın içine sürüklendi.
Kuşkusuz iktisadi buhranın en ağır yaşandığı ülke, toprakları işgal altında olan
Almanya idi. Ama kazanan ülkeler arasında en az gelişmişi olan İtalya’nın durumu
neredeyse Almanya’nınkine yakındı.
Ayrıca İtalya’nın birliğini çok geç kurmuş olması, yerel rekabetlerinin anısının çok taze
olması, feodal ilişkileri hala koruyan
Güney ile sanayileşmiş Kuzey arasındaki çıkar çatışması; İtalya’nın toplumsal dokusunun
iyice seyrelmesine yol açıyordu.
Bu karışıklıklarda bölünen sosyalist partinin ardından
1920’de artan enflasyon; yeni grev dalgalarına yol açtı. Genel grev, en son
1922 yılında yapılabildi. Bu faşizme karşı son örgütlü direnişti.
Mussolini ve O’na bağlı
faşistler, 27 Ekim 1922 günü ünlü yürüyüşlerine başladılar. Resmi binaları
işgal ederek Roma üzerine yürüdüler. Kral, 30 Ekim günü hükümeti kurma görevini
Mussolini’ye verdi. Yürüyüş ve güç gösterisi çok kısa sürede başarıya
ulaşmıştı.

Faşizmin “ İNAN, İTAAT ET,
SAVAŞ” çağrısı 1930’lar Türkiye’sinde de
benzer çağrılara ilham kaynağı olmuştur. “ ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN” sloganları,
faşist üslupla gerçekleştirilmiş anıtsal heykellerin kaidelerine
kazınmıştı. Avrupa’nın faşist olmayan öteki ülkelerinde de faşist hareketler
iktidara gelmeseler bile İtalyan ve Alman modellerine göre yapılanmalar kurmaya
girişmişlerdi. İngiliz Faşistler Birliği 1932’de kurulmuş gamalı haç amblemini
Almanlardan, ilkelerini İtalyanlardan
almışlardı. Ancak hiç bir zaman bir kitle hareketi haline gelemediler. Naziler
ve faşistlerden sonra en etkili hareket İspanyol falanjistleri idi, onlar
iktidarı ele geçirip uzun süre elinde tutan tek parti olmuştur.
Kısacası liberal demokrasinin sağlam temellere
oturmadığı, toplumsal reformların çok geciktiği, üretkenliğin sınırlı kaldığı
ya da Almanya gibi sanayileşmiş olsa bile yarı- feodal devlet yapısının öteki
ülkelere yetişmeyi engelleyen bir ayak bağına dönüştüğü bu ülkelerde; faşizm,
çeşitli bunalımları aşmak için bir umut olarak belirmiştir.
Kaynak:
Thema Larousse, Milliyet Yayınları, 1993-94, s: 246-247
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansk.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Anar%C5%9Fizm
https://tr.wikipedia.org/wiki/Giuseppe_Garibaldi
Thema Larousse, Milliyet Yayınları, 1993-94, s: 246-247
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansk.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Anar%C5%9Fizm
https://tr.wikipedia.org/wiki/Giuseppe_Garibaldi
Yazar adı belirtilmeden, link verilmeden kullanılamaz, alıntılanamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder